X

Allah İnsanı Neden Yarattı sorusuna tatmin edici cevaplar

Soru:

Tanrı insanı neden yarattı? Hiç bir şeye ihtiyaç duymayan, hiç bir eksiklik taşımayan bir tanrı varsa, neden insanı ve kainatı yaratma gereği duydu? Kendisine kulluk ve ibadet için varlıklar yaratmak, kendi san’atını göstermek istemek bir nevi ihtiyaç değil midir?

3 Soru 3 Sır isimi ana yazı ve diğer sorular için tıkla:

Cevaba geçmeden önce, insanların bu konuda kafalarının ne kadar karışık olduğunu ve tatmin edici olmayan cevaplar nedeniyle dinden ne kadar uzaklaştıklarını göstermek amacıyla aşağıdaki başlığın okunmasını tavsiye ediyorum:

https://eksisozluk.com/tanri-insani-nicin-yaratti–388681

Görüleceği üzere, insanlar verilen ilk cevabı yeterli bulmuyor. Bu cevabı bir nevi tanrının yalnız, eksik veya egoist olmasına bağlıyor ki, bu da tanrı kavramıyla çelişiyor. Bu soruyu düşünmüş, sormuş ve cevabı bulamamış o kadar kişi var ki..

Özellikle bir kişinin yorumunu koymak istedim buraya. Aslında çoğu insanın durumunu özetliyor:

Cevap:

Önce şunu belirtmek gerek. Bu sorular öyle küçük sorular olmadığı için, cevapları da haliyle hap gibi değil. Azıcık zahmete girip okumak ve hatta biraz düşünmek gerekiyor.

O yüzden soruyu alt sorulara ve cevaplara böldüm. Her aşamasında, asıl sorunun farklı bir detayına cevap bulmak mümkün. En sonunda ise sorunun cevabı olan sır var.  Cevapların, karmaşık anlatımlar veya Arapça tabirler içermemesine özen gösterdim ki anlaşılır olsun.. Ayrıca sıkıcı olmaması için çok kısa tutmaya çalıştım.

Tüm maddeler okununca tatmin edici olacağını düşünüyorum.

Not: Bu soruya verilecek cevap, tabii ki öncelikle Allah’ın var olduğunu ve tüm kainatı ve içindekileri yaratan mutlak kudret sahibi olduğunu kabule dayanıyor. Eğer, yaratıcı var mı? gibi bir soru sorulacaksa, bunun da cevabı var. Ancak şu anki konumuz bu değil.

Ayrıca cevapların kopyala, yapıştır olmadığını da belirtmek gerek.

İşte ana soruya bağlı alt sorular ve cevapları.

Lütfen madde madde üzerine düşünerek ilerleyin. Çünkü yazı çok uzamasın diye ben kısa tutmaya çalıştım. İlk okuyuşta bazı boşluklar kalabilir, düşündüğünüzde bu soru işaretlerinin gideceğini ümit ediyorum.

1- Allah’ın insana ihtiyacı var mı?

Bunu anlamak için kainata bakmak yeterli. Dünya üzerinde insan olmasaydı ne eksik olurdu? Ya da şu açıdan bakabiliriz, tüm kainatı en ince ayrıntısına ve kuralına göre yaratma kudretine sahip bir varlığın, insan gibi aciz bir varlığa ihtiyacı olabilir mi? Bizim yaptıklarımızın, ne Allah’ı tamamlaması, ne eksiltmesi mümkün. Bu şüphe götürmez bir gerçek.

İhtiyaç, bir tamamlanmaya muhtaç durumu ifade eder ve dışarıdan bir kaynak ile giderilir. Örneğin, insanın havaya ihtiyacı vardır, yaşam için güneşe ihtiyaç vardır, mutluluk için sevgiye ihtiyaç vardır gibi.. Allah’ta her potansiyel içkindir. O bir tamamlamaya muhtaç olmayandır.

Allah, insan olmasa da Allah’tır. Kendi gücüyle bir canlı meydana getirebilen bir varlığın, yoktan var ettiği bir varlığa ihtiyaç duyması mümkün olamaz.

2- Kur’an’a göre Allah insanı neden yarattı?

Kur’an’da Allah: Cin ve insanları ancak, beni bilip itaat, ibadet etmeleri için yarattım. [Zariyat 56] buyuruyor. Buradaki ibadet, namaz, oruç gibi ibadetler değil. Allah’ı bulmak, bilmek, tanımak anlamında. Yani Allah bilinmek, keşfedilmek istediğini burada belirtiyor. 

Buradaki kulluk etme, Allah için değil insan için gereklidir. Nasıl ki, hastanın ilaçlarının içmemesi doktora değil hastaya zarar verir. Aynen o şekilde, insanın var olmamasının ya da var olup kulluk etmemesinin Allah’a bir zararı ya da faydası yoktur.

Peki neden kulluk etmesi için insanları yaratsın? Oraya geliyorum..

3- İbadet için melekler ve diğer varlıklar yok muydu? İnsana neden gerek var?

Evet melekler var. Ancak melekler seçim hakkı olmayan varlıklar. Allah, ayırt etme becerisi olan, özgür iradeye sahip varlıklar yaratmayı murat etti. Böylelikle, onların akıllarıyla kendisini bulmalarını, bilmelerini istedi.

Aslında bu açıdan bakıldığında, Allah beni neden yarattı sorusunu sorabilmek bile başlı başına bir yüceliktir. Bu soruyu melek soramıyor, güneş soramıyor, koyun soramıyor.

İnsan ise kendisine verilen akıl ile bunu sorabiliyor. İnsanın aklını kullanması ve seçme hakkına sahip olması, iyice düşünüldüğünde, inanılmaz derecede büyük bir payedir.

4-İnsan yaratılmayı istedi mi ki?

İnsanın yaratılması, Allah için değil, insan için bir şereftir. Herkes var olmayı yok olmaya tercih eder. Bazı insanların ölümü istediklerini görebilirsiniz. Ancak, bunlar var olmayı istememek değil, yaşamayı istememek ya da buna dayanamamaktır. Hiç olmayı, yok olmayı kimse istemez.

Kaldı ki, bana sormadan beni niye yarattı diyen hiç kimsenin şimdiye kadar yaşamaktan geri durduğu da görülmemiştir. Hava almaya, yemeye içmeye, zevk almaya devam eder..Demek ki var olmak yok olmaya göre daha güzel.

Ayrıca, Allah sonsuz kudret sahibidir. Yaptıklarından hesap sorulmayandır. Her insan onun mülküdür. Mülk sahibi mülkünde istediği tasarrufu yapar. İnsan, varlığını tamamen Allah’a borçluyken, neden bana sormadın deme hakkına nasıl sahip olabilir ki? Bu soru kendi içinde anlamsızdır. Zira, yarattığına bunu soran bir varlık, mutlak güç sahibi bir varlık olamaz.

Hem soracak olsa bile, bunun için önce yaratmış olması gerekirdi !!

Bu konuda daha geniş cevap için tıklayın

5- Allah neden bilinmek istesin ki?

Çoğu kaynakta şu şekillerde cevaba rastlayabilirsiniz: “Allah kainatta tecelli ettiği cemal ve kemalini hem kendisi – kendine mahsus bir şekilde – görmek hem de başkalarının gözüyle görmek istedi“.

“Başkasından kasıt olarak en önemli unsur burada insandır. Bu hikmet de yine insanın yaratılmasını gerekli kılıyor. Nasıl ki, her cemal (güzellik) sahibi, cemalini görmek ve göstermek ister. Bir ressam, bir heykeltıraş düşünün, çok harika bir eser yapmış. Bunu önce kendisi görmek ve sonra başkalarına da göstermek ister.

Sonsuz güzellik sahibi olan Allah da bu eşsiz eserlerini (yıldızları, gezegenleri, hayvanları, dağları, her şeyi) hem müşahede etmek (insan gibi değil, kendine mahsus şekilde) hem de göstermek istedi. İnsan da bunun için yaratıldı.”  

Bu cevap kısmen izah edici görünse de tam olarak sorumuzu cevaplıyormuş gibi gelmiyor, hatta sorunlu geliyor ve bir sonraki soruyu sormamıza neden oluyor.

Not: Bu ve bir sonraki maddedeki izahları sanki ben Allah’ın insanı neden yarattığına bir cevap olarak sunuyormuşum gibi düşünen arkadaşlar olduğu için bir not ekleme ihtiyacı hissettim. Bu ve bir sonraki maddede anlatılanlar benim cevap olarak sunduğum şeyler değil, bu sorunun cevabı olarak bazı kaynaklarda bulacağınız ifadeler. Dikkat ederseniz zaten ben bu izahları yeterli görmediğim için 7. ve 8. maddeye geçiyorum. Bu izahları yazıya dahil etmemin nedeni bunların insanların karşısına çıkan cevaplar olması ancak cevapların eksik oluşuna vurgu yapma ihtiyacıdır. Özetle 5. ve 6. maddedeki ifadeler benim nihai cevabım olarak değil, asıl cevaba giderken üzerinden geçilmesi, değinilmesi gereken sorgulama adımlarından bazıları olarak ele alınmalıdır. 

6- Cemalini görmek ve göstermek istemek insana özgü bir istek değil mi?

İnsanın içinde bulunan bu isteği, insana veren de Allah olduğu düşünülürse, Allah’ın bunu dilemesi mantıklı bulunabilir diye cevaplar veriliyor.

İnsan Allah’ın nurundan yaratılan bir varlıktır. (Secde,9) Eşyaya isim verebilmek bile insana (cinlere de) mahsus bir özelliktir. Başka hiç bir varlıkta bu yoktur. Kısacası, insanın içindeki bazı özelliklerin Allah’ın özelliklerine benzemesi düşünülebilir. Ancak bu insanın tamamen Allah’a benzemesi şeklinde değil, çok çok küçük derecede iz kaydının insanda olması gibi anlaşılabilir. Aksi halde, insanın övünmek, hava atmak için yaptığı bir davranışı dikkate alarak, Allah’ın da kendini göstermek, ispat etmek gibi bir mantıkta yarattığını söylemek doğru olmaz.

Bu maddede verilen cevap da insanı tatmin etmiyor hatta belki daha fazla kafa karıştırıyor. Ben de bu tür cevaplara rast gelmiş biri olarak bunları yeterli görmediğim için sonraki soruyu sorma ihtiyacı hissettim.

7- Allah’ın insan gibi istekler taşımaması gerekmez mi?

Bu kısım sorunun bel kemiğini oluşturuyor. Buraya dikkat!

Allah insanı, bir ispat, övünme gibi insana özgü bir istekle yaratmıyor. Şuunatının (Allah’a has bir keyfiyet, kabiliyet, özellik olarak düşünebilirsiniz) tecellisi (belirme, görünme, ortaya çıkma, zuhur etme) için yapıyor.

Bunu anlamak için önce Allah’ın sıfatlarını bilmek gerek. Allah’ın çok sayıda ismi var. Örneğin, Halik (yoktan yaratan), Mukit (rızık veren), Gafur (Günahları bağışlayan), Kadir (Sonsuz kudret sahibi olan), Rahman (yaratılmışlar hakkında hayır ve merhameti tercih eden) gibi.

Bu isimler, Allah hiç bir şey yaratmamış olsa bile Allah’ın zatında taşıdığı özelliklerdir. Dileseydi Allah hiç bi’şey yaratmamış olurdu, insan da, kainat da olmazdı. Bu soruları da sormamış olurduk. Allah yine Allah olurdu.

Peki bu isimlerin Allah’ın insanı neden yarattığı ile ne ilişkisi var?

Buradaki ilişki şu. Allah’ın taşıdığı her özellik, bu özelliğin tecellisini doğurur. Yani, Allah zatında yaratma gücüne muktedir ise, bu gücün tecellisi olarak sonsuz güzellikte varlıklar yaratması gerekirdi ki, bu güç potansiyel olarak kalmasın.

Allah gafur ve rahimdir, bu özelliklerin tecellisi, insan gibi günah işleyen ve tövbe eden varlıklar gerektiriyor ki sıfatlar tecelli etsin, hayat bulsun.

Allah rabtır, rezzaktır.  Koruyan, doyuran, gözetendir. Kainattaki, her canlıyı, doyuran, yaşatan, besleyen O’dur. Bu sıfatın vücut bulması kainatın yaratılmasını mümkün kılıyor.

Allah’ın diğer birçok ismini de bu şekilde düşünerek örnekleri çoğaltabilirsiniz.

Özet olarak, Allah’ın taşıdığı sıfatların tecelli edip vücut bulması Allah’ın kainatı ve insanı yaratmasıyla olmuştur diyebiliriz.

Allah insanı yaratmasının nedeni, Allah’ın zatında taşıdığı özelliklerin bunu gerektirmesidir.

Not: Buradaki gerektirme, mecbur olma anlamında bir gereklilik değil, potansiyele sahip olmanın sonucu olma olarak anlaşılmalıdır.

Örneğin

Zihin (akıl ya da beyin diye de düşünebiliriz) potansiyel olarak düşünme yetisine sahiptir. Yani akıl sahibi olmanın gereği düşünmektir diyebiliriz ya da akıl sahibi olmak düşünmeyi gerektirir diyebiliriz. İnsan, örneğin sahip olduğu zihin ile Mars gezegeni hakkında düşünebilir. Mars gezegeni hakkında düşünmek insan için bir mecburiyet ya da bir ihtiyaç değildir. İnsan kendi isteği ile Mars gezegeni hakkında düşünmektedir. Mars gezegenini düşünmemesi, insan için bir eksiklik de olmaz.

Benzer şekilde, Allah, taşıdığı sıfatların gereği olarak kainatı ve insanı yaratmıştır. Allah’ın insanı yaratması bir mecburiyet veya ihtiyaç değildir. Veyahut, Allah’ın insanı yaratmaması Allah için bir eksiklik de olmazdı.

8- Allah’ın yaratmasının hikmeti nedir?

İlk 7 cevabın soruya tatmin edici bir cevap verdiğini düşünüyorum. Yalnız şunu belirtmem gerek. Allah insanı neden yarattı sorusunun, biri insana bakan, biri de Allah’a bakan 2 ayrı yönü var. İlk 7 maddede ve özellikle 7. maddede, sorunun insana bakan yönü ele alındı.

8. maddede ise bu konunun Allah’a bakan yönüne değinmeye çalışacağım. Yalnız bu derin bir konu olduğundan çok özet geçeceğim. Zira biraz üzerine düşünmeyi gerektiren bir husus.

Allah’ın yaratmasını, insanın bir şeye ihtiyaç duyması gibi düşünmemek gerekir. Allah’ın yaratması ihtiyaçtan değil, iradesinden kaynaklanmaktadır.

Allah bu kudrete sahiptir ve bunu murat etmiştir.  Yani yaratmasının hikmetini aramak bir nevi anlamsızdır. Çünkü, en başta, yaratılışın hikmeti değil, hikmetin yaratılışı vardır. Yani, yaratılış için hikmeti Allah’a gerekli kılmak geçersizdir.

Yani, nedensellik ilkesi insan için geçerli bir kavramdır. Allah’a nedensellik ilkesini dayatamayız. Dolayısıyla, onun insanı yaratması, nedenselliğin yaratılmasından önce gelir. Bu durumda, neden sorusunu Allah’a yöneltmek anlamsızlaşır. Biz bakan yönüyle neden sorusunu sorup cevap arayabiliriz (yukarıda bunlar açıklandı) ama Allah için durum aynı şekilde değil.

Allah’ın insanı, kainatı ve diğer her şeyi yaratmasındaki mananın özeti, Mutlak İrade sırrında gizlidir. Eğer Allah’ın yaratmasını tesir altına alacak herhangi bir faktör olsaydı, Allah mutlak irade sahibi olmamış olurdu.

Diyebiliriz ki, Allah, –insana bakan yönüyle– sıfatlarının gereği/sonucu olarak (7. madde) ve –kendisine bakan yönüyle– Mutlak iradesiyle bunu dilediği için (8. madde) kainatı ve insanı yaratmıştır.

Bu soru neden kafa karıştırıcı?

Bu soruyu düşünmede en temel handikap, ALLAH kavramını tam bilememekten kaynaklanıyor. Sağdan soldan duyma bilgilerle Allahı idrak etmeye çalıştığımızdan, O’nu insan gibi sınırlı olarak düşünmeye çalışıyoruz.

Şu halde yaratan, yaratamayan gibi olur mu? Artık siz düşünmez misiniz?, Nahl, 17

Halbuki Allah’ı düşünürken tüm sınırların ötesine geçerek düşünmek gerekir. Çünkü Allah, varlığı kendinden olandır. Mantık da, madde de, mana da o var olduğu için vardır. O yüzden, Allah’ı tanımaya çalışırken, insani değerleri kullanmak, cetvelle yıldızlar arası mesafeleri ölçmeye kalkmak gibidir.

Bu noktada çoğu kişi, fazla düşünme anlamazsın, bizim aklımız ona yetmez gibi noktalara gelmiştir. Hayır. Düşünmek ve anlamak gerekir. Yaratılış amacımız budur. İnsan, Allah’ın verdiği akılla Allah’ı tanıyıp, anlayabilir. Elbette bu tanıma, insana yetecek sınırlılıktadır.

*-*

İnsan açısından Allah bana sormadan beni neden yarattı diye de sorulabilir. Yukarıda da ifade ettiğim üzere bu soru ayrı bir soru olup cevabı için BURAYA bakabilirsiniz.

Bu cevap, üç sorudan birincisi içindi. Diğer 2 soruya verilen cevaplar için aşağıdaki linke gidebilirsiniz. Tam ve bütüncül anlama ulaşmak için, bu üç soru birlikte değerlendirilmeli.

3 Soru ve 3 Sır yazısına ulaşmak için tıkla:

Umarım cevaplar tatmin edicidir. Cevap yeterli gelmediyse ya da ilave sorularınız varsa lütfen yorum kısmında belirtin.

Gökhan

Copyright secured by Digiprove © 2017All Rights Reserved
Original content here is published under these license terms:
License Type: Read Only
Abstract: You may read the original content in the context in which it is published (at this web address). No other copying or use is permitted without written agreement from the author.
Kategoriler: Yaratılış

Yorumlar (55)

  • Birkaç gündür araştırıyorum da böylesini görmedim. Hiçbir yerde bunun cevabını bulamamıştım. Aslında hala aklımda bir kaç soru var. Yazılarınızı biraz daha okuyacağım. Ve 2. yazınızı da bekliyor olacağım. Elimden geldiğince etrafa yayacağım bu yazıyı.
    Ayrıca ben kırk yıl geçse, dini tam anlamıyla çözsem, artık her şeyi anlasam şu cümleyi kuramam:
    ''Yani, yaratılış için hikmeti Allah’a gerekli kılmak geçersizdir.''
    Bence siz biraz aşmışsınız... :D

  • meleklerin seçim hakkı olmayan varlıklardır.Yazmışsın bu bilgiye nereden ve nasıl ulaştın,kaynağın varmı.
    sihirli kelimeler ile açıklama yapma net anlayacagim bir dilde açıklama getir.
    bilinmezlik üzerinden yazılar değilde gerçeklerden bahsedersen sende gerçeği
    anlayacaksin.

  • @Ertuğrul, yorumunun sadece ilk cümlesini dikkate alacağım çünkü ikinci kısım pek bir anlam ifade etmiyor. Çünkü yazıda 'sihirli' bir kelime ya da abartılmış bir anlatım yok.
    Meleklerle ilgili kısma gelince, yazıda ifade edilen şey, özgür irade ile Allah'ın istediğinin dışına çıkabilme yetisinin sadece insana verildiğinin vurgulanmasıdır. Kaynağın var mı diyecek olursan, aşağıdaki ayetlere bakabilirsin. Kur'an'ı delil kabul etmem de diyebilirsin, Kur'nın gerçek ve Allah'tan gelen bir kitap olduğunun da delilleri var ama uzun olacağı için yorum kısmında değil daha sonra yazı olarak yazacağım bir konu.

    « Emrettikleri şeylerde Allah'a isyan etmeyen ve yalnız emrolunduklarını işleyen melekler vardır. » (Tahrim: 66/6)

    « Hâşâ. Onlar, ikram edilmiş kullardır. Sözleriyle O'nun önüne geçmezler ve yalnız O'nun emriyle amel ederler. » (Enbiyâ: 21/26,27)

    « Üstlerindeki Rablarından korkarlar ve yalnız emrolunduklarını yaparlar. » (Nahl: 16/50)

    • Allah razi olsun. Yalniz bu ayetleri okuyunca aklima bir sey takildi. Peki o zaman seytan nasil cesaret etti ve karsi cikmayi dusunebildi ve yapabildi, madem melekler emrolduklarindan baska bir sey yapamiyorlar?

      • Merhaba, Kehf 50. ayette Allah şöyle diyor 'Âdem'e secde edin, demiştik; İblis hariç olmak üzere, onlar hemen secde ettiler. İblis cinlerdendi; Rabbinin emrinden dışarı çıktı...' Buradan anlıyoruz ki Şeytan Melek taifesinden değil, ayrı bir türden. Yani kendi özgür iradesi olan başka bir cins. A'raf 12. ayette de Şeytanın ateşten yaratıldığını öğreniyoruz. Bu irade ile Şeytan ateşten yaratılmış bir varlık olarak, çamurdan yaratılan insandan üstün olduğunu düşündüğü için isyan ediyor. Yalnız şunu da unutmamak gerek, Allah insanları imtihan etmenin bir parçası olarak şeytana izin verdiği için bunlar gerçekleşebiliyor. Yoksa şeytan bunu Allah'ın izni olmadan yapamazdı. Bu arada şeytan kavramsal bir terimdir, asıl ismi İblis'tir. Gökhan

  • Allah yaratma sıfatı olduğu için yaratıyorsa neden iradeli bir varlık yaratıp da seçenek sundu, yani kötüyü seçebilmesini de neden istedi? Melekler bizden daha şanslı değil mi iradeleri olmadığı için?

    • Merhaba Esra, güzel bir noktaya temas etmişsin. Yazının bir kısmında buna değindim aslında ama biraz daha açmak gerekiyor sanırım.

      İnsan ve melek arasındaki temel fark, insanın özgür iradesinin olmasıdır. Allah insana iyiyi de kötüyü de seçebilme yetisini tanımıştır. Yani, meleklerden farklı bir varlık yaratmayı murat etmiştir. 'Beni de melek gibi yaratsaydı ne gerek vardı ki günah işleyen bir varlık olarak yarattı' diyenler genelde şu yanlışa düşüyor: İnsanlar bunun düşünürken, hala insan olarak, yani zevk alabilen, her şeyden tadabilme özgürlüğüne sahip olan, aile kurmak çocuk yapmak isteyen, sevmek sevilmek ve diğer tüm hazları yaşama kapasitesinde olan, ne yapacağına karar verebilen biri olarak melek olmayı istiyor. Melek olunca da bu özeliklere sahip olacağını, sadece günah işleyemeyeceğini sanıyor. İşte bu noktada kilitleniyor düğüm.

      Çünkü melek olsaydın insan gibi özgür ve hisleri olan bir varlık olmayacaktın. Ve en önemlisi dilediğini yapabilme hakkına sahip olmadığın için yaşadığının tadına varma gibi bir fonksiyona hiç sahip bile olamayacaktın. Bunun ne demek olduğunu bilmeyecektin bile. Yani melek olsaydın, günah işleme potansiyelin olmayacaktı belki ama haz alacak bir mekanizman da olmayacaktı. Çünkü melekler cinsiyeti olmayan, yemeyen içmeyen, cinsel ilişkiye girmeyen vs. varlıklar. Bu bakımdan insan melekten daha üstün bir yaratılıştır. Hatta bence meleklere sorsan onlar insan olmayı isterlerdi. Nitekim Kur'an'da Allah insanı yeryüzünde halife yapacağını söylediğinde melekler buna anlam veremiyor ve Bakara 30. ayette geçen bir diyalog ortaya çıkıyor.

      Bir örnekle izah etmek gerekirse, tüm insanlar olarak dünyaya geldiğimizden beri bir hapiste olsak ve yaptığımız her şey başkaları tarafından belirleniyor olsa ve hiç dışarı çıkamayacak olsak. Gökyüzünü, çiçekleri, dağları, denizleri kısacası tüm hayatı, tüm güzellikleri hiç bilmesek ve biri gelse bize bunları gösterse ve bize seçenecek sunsa, dese ki seni buraya göndereceğim, bütün bu güzelliklerden tadabileceksin, kendine has bir iraden olacak, seçebileceksin, dilediğin gibi yaşayacaksın ama birkaç küçük şey isteyeceğim onları da yapmalısın. Bu durumda sonsuza kadar orada kapalı kalmayı mı seçer herkes, yoksa 'tabii ki dışarı çıkayım, o kadar güzel şeyin yanında bir kaç küçük yasağa da uyarım ne var ki' mi der?

      Bana sorarsan o şartlardaki herkes ikinciyi seçer. Ama özgür irade öyle birşey ki, aslında Allah'ın istediklerini yaparak dünyada zevk alarak da yaşamak pekala mümkünden özgür iradesi ona kötü şeyleri de yaptırır. Bu durumda kalkıp Allah'ı suçlamak, 'beni de melek gibi yaratsaydı' demek aslında çok anlamlı değildir. Önemli olan, insana bahşedilmiş olan yetenekleri farketmek, bunlara şükretmek ve Allah'ın istediği bir şekilde yaşam sürmek için verilen iradeyi güzel kullanmaktır. Çünkü dünyanın yaratılış gayesi ve insanın yaşadığı tüm zorluklar özgür iradenin gereğidir. Mutlak irade sahibi tek Allah olduğundan, onun dışında küçük de olsa iradeye sahip tek varlık olmak (cinlerle birlikte) bence payelerin en yücesidir. Konuya bu açıdan bakmak bence daha doğru.

      Ayrıca, Allahın yaratma sıfatının yanı sıra bağışlayan, merhametli, affedici gibi sıfatları da var. Bu da insan gibi arada yanlışa düşen ama tövbe eden varlıklar yaratması ile Allah'ın merhametinin tecelli etmesini gerektiriyor. Melekler günah işlemediklerinden affedilmek gibi bir durumları olmuyor.

      Şunu da belirtmekte fayda var. Hem zevk alarak yaşayacağımız hem de günah işleme endişemizin olmayacağı yer cennettir. Yani öbür dünyadır. Bu dünya sadece geçici bir yer olduğundan burada kötülükler, zorluklar ve günah da işleme potansiyeli var. Çünkü şu an bir sınavdayız.

      Ekleme: Daha sonra bu konuda yayınlanan aşağıdaki yazılara göz atmanızı tavsiye ederim:
      http://sorguluyorum.net/ilahi-adalet-3-kotuluk-sorunu-2/

  • Allah bizi yaratti. Iman eden iyilik yapan cenette aksiyse cehenemme gidecek dedi. Sonra isin icine kader mevzusu giriyor yani allah her seyi bilir biz dogmadan da zaten sonumuzu biliyordu kisacasi her seyi biliyor. O zaman neden?

    • Kişinin kendi yaptığı şeyleri Allaha yüklememesi gerekli.Kader konusuda ihtilaflı bir konudur din aleminde.Derin konudur.Sana şu şekilde örnek vereyim.
      Senin önünde şuanda dünyada bir ateş var.Bununla yemek yapıyorsun veya ısınıyorsun,elini içine soktuğunda acı çekeceğini bilirsin ve bunu yapmazsın.O yüzden insanlarda kendi yaptıklarını iyi veya kötü olarak Allaha yükleyemezler bu benim kaderimde vardır diye.Sen bu hayata gelmişsen kendi hareketlerinle bir yol belirliyorsun.Bu belirliyse ben niye yaşıyorum demek saçmalıktır.

    • Bahar hanım merhaba, sorduğunuz sorunun kısa cevabı aslında şu: Evet Allah biliyor kimin ne yapacağını, iradesini ne yönde kullanacağını ve sonunda cennete veya cehenneme gideceğini, lakin insanlar bilmiyor, biz bilmiyoruz. Sizin bakış açınızla olaya bakıldığında, sanki Allah'ın sadece bizim ne yapacağımızı öğrenmesi için biz yaşıyormuşuz gibi bir anlam çıkıyor. Oysa, biz Allah'ın ne yapacağımızı görmesi için yaşamıyoruz. Allah bunu zaten biliyor. Biz, Allah'ı tanımak, anlamak ve ona kul olabilme fırsatını kullanmak için yaşıyoruz. Yani yaşamımız bizim için gerekli, Allah için değil. Allah zaten bildiği için hiç yaratmamış olsaydı, Allah'tan bir eksiklik olmayacaktı ama biz diye birşey de olmayacaktı. Allah bizim olmamızı istedi. Yaşamamızı, hayatı tatmamızı, her şeyin merkezinde Allah'ın olduğunu içimizde hissetmemizi ve O'na yakınlaşıp huzuru yakalamamızı istedi. (Allah insanı neden yarattı sorusunu başka bir yazıda cevapladığım için burada detaya girmiyorum.)

      Diğer bir açıdan, çocukken ben de kendime, madem Allah sonumuzu biliyor neden direkt cennetlikleri cennette, cehennemlikleri cehennemde yaratmadı derdim. Oysa aslında, Allah için gerekli olmayan bu hayat süresinin insan için gerekli olduğunu farkettim. Direkt cehennemde yaratılmış olsak, Allah'a "ben neden buradayım, fırsatım olsa iyi işler yapardım" derdik. İşte Allah, hayatlarımızı bize şahit olarak tuttuğu için yaşamamıza izin veriyor ki irademizle neler yaptığımızı kendimiz de bilelim.

      Bunu Kur'an'da çeşitli ayetlerde görmek mümkün. Mesela, uzuvlarımızın bizim adımıza konuşacağını söyler Kur'an (Örneğin Yasin-65, Fussilet-20).. En dikkat çekicisi de belki, A'raf süresi 172. ayette ifade edildiği şekilde Allah'ın şu ifadesidir:

      "Hani Rabbin (ezelde) Âdemoğullarının sulplerinden zürriyetlerini almış, onları kendilerine karşı şahit tutarak, “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” demişti. Onlar da, “Evet, şahit olduk (ki Rabbimizsin)” demişlerdi. Böyle yapmamız kıyamet günü, “Biz bundan habersizdik” dememeniz içindir."

      Ayette açıkça Allah'a demiş oluyoruz ki, "bizi dünyaya gönderip bir hayat verip imtihan edeceğini kabul ediyoruz, daha sonra haberimiz yoktu demeyeceğiz" Bu şekilde, hayatı da kendimize şahit tutmuş oluyoruz.

      Bu konuda detaylı yazı için:
      http://sorguluyorum.net/imtihan-2-allah-ne-yapacagimizi-biliyorsa-imtihana-ne-gerek-var/
      http://sorguluyorum.net/allah-rizamizi-almadan-bizi-imtihan-ediyor/

      Umarım cevap yeterli olmuştur.
      Selamlar
      Gökhan

  • Allah razı olsun Cevaplarınız Çok açıklayıcı ve net..

    Allah bizi yarattı, iyi veya kötü yapacağımız her şeyi de Lehvi mahfuzda yazdıysa bizim suçumuz ne diye soranlara da yani Kadere şu örnekle de açıklık getirebiliriz.

    V şeklindeki 2 yoldan 2 araç geliyor diyelim..
    V şeklindeki yolların tam ortasında yüksek bir dağ olsun. Ve o dağın tepesinde her 2 aracıda görebilen bir matematikçi olsun.
    Bu matematikçi eline kalem ve kağıt alıp 2 yoldan gelen araçların hızlarını hesaplayıp bunların kaç dk sonra aynı noktada çarpışıp kaza yapabileceğinin hesabını yapabilir mi ?
    Evet.
    Ve kazadan önce bir kağıda bu 2 araç aynı hızlarında sabit giderlerse 4 dk 25 sn sonra çarpışacaklar yazsa...
    Kaza matematikçi kağıda yazdı diye oldu demek ne kadar doğru olurdu ?
    Veya polis gelse sen nereden biliyorsun bunların çarpışacağını deyip matematikçiyi suçlu bulup tutuklasa, suçlama doğru olur muydu ?

    İşte Allah'ta bizim ne gibi seçimler yapıp hangi yollardan gideceğimizi, hangi yollardan gidip ne tür kazalar yapacağımızı ne tür günahlar işleyeceğimizi bildiği için lehvi mahfuz'da yazmıştır. Ve bundan dolayı işlemiş olduğumuz günahları Allah yazmasaydı işlemezdim demekte yukarıdaki örneklerdeki kadar saçma bir durum olurdu.
    Yani Allah yazdığı için biz işlemiyoruz Bizim işleyeceğimizi bildiği için Allah yazdı.
    Dilimin döndüğünce yazmaya çalıştım umarım az da olsa anlaşılmıştır anlatmak istediklerim..
    Lehvi mahfuz : (İslam dininde kader olarak isimlendirilen, geçmiş ve gelecek tüm olaylar ve varlıklar Allah katında bulunan Levh-i Mahfuz'da yazılı bulunmaktadır. İbn-i Kemal'e göre, Levh-i mahfuz, korunmuş levha demektir. Olmuş ve olacak her şeyin yazılı olduğu kitap anlamındadır. Melekler, Levh-i Mahfûz'u görürler Wiki )

  • Gökhan Bey çok teşekkür ederim. Tam da bu sorgulamaları yaptığım için utandığım kendimden şüphe ettiğim ve vicdan azabı çektiğim bir dönemde buldum yazılarınızı. Çok açıklayıcı ve tatmin edici buldum diğer standart benzer yazıların aksine. Sormanın sorgulamanın kötü bişey değil aksine gerekli ve makbul olduğunu görünce yazılarınızda çok mutlu oldum. Ben kalbimle zaten inanıyorum ama aklımla da bunu araştırıp öğrenmek istiyorum.
    Elinize emeğinize yüreğinize sağlık.

    • Merhaba Melek Hanım, yazıların faydalı olmasına sevindim. Esasında bu yazıları kendi gerçeği arama yolculuğumun bir parçası olarak, iz kaydı oluşturmak amacıyla yazıyorum. Birilerine ulaşıp onları da etkilemesi beni ayrıca sevindiriyor. Sorgulamak kesinlikle kötü bir şey değil, neticede iyi niyetle, objektif olarak, size verilen akılla doğruları bulmaya çalışıyorsanız bu neden yanlış olsun. Öyle olsa Kur'an'da sürekli akla ve düşünmeye vurgu olmazdı. Daha fazla sorgulayarak daha çok anlamak ve daha anlamlı yaşamak dileğimle.

  • ozgur irade zevkler hazlar vs seyler yaratilmamis olunsaydi bilinmezdi de.yani milyonda bir ihtimalde olsa cehennem azabina maruz kalmaktansa hic yaratilmamis olmak yok olmakla bi kaybi olurmuydu insanin.yani kisacasi,sebebi hikmeti her ne ise allahu teala insani yaratip cehennem ihtimaliyle karsi karsiya birakmasinin sebebi daha tatmin edici olmali.yaratilip imtihanana tabi tutulup cehennem ihtimaliyle yuz yuze ollmaktansa hic yaratilmamayi tercih etmek cok insanin aklina geliyordur eminim.allah rizasi icin direk bu frekanstan cevap olursa sevinirimm..allahim affetsin hadsizlik ediyorsam ((

    • Merhaba Nurettin, 'imtihan edilmektense hiç yaratılmamış olmayı tercih etmek'.İnsanın birşeyler isteyebilmesi, düşünebilmesi, karar verebilmesi için önce yokluktan var edilmesi, ona özgür bir irade verilmesi, düşünebilecek akıl verilmesi gerekiyordu. Bunlar olmadan zaten şu an sorduğunuz soruyu bile sormanız mümkün olmazdı. Çünkü varolmazdınız. Şunu diyebilir insan belki, 'e varolmamış olurdum ne güzel olurdu'. Bu ifade kendi içinde çelişkili bir ifade. Yani siz aslında imtihan edilmeyi sevmiyorsunuz; yaşamayı, varolmayı değil. İmtihan edilmekten kaçmak için tamamen yok olmak aslında istediğiniz bişey değil. Zira yok olmuş olsanız bunu isteyip istemediğini bile bilemezdiniz. Eğer gerçekten varolmamayı tercih ediyor olsanız, bir köşede oturup hayattaki hiçbir güzellikten tatmadan ölmeyi beklerdiniz. Ama durumun bu olduğunu sanmıyorum. Yiyoruz, içiyoruz, gülüyoruz, bir manzaranın tadını çıkarıyoruz vs. Demek ki bize zor gelen varolmak değil, imtihana tabi olmak. Bu hususta bazı nüansları da kaçırıyor insan:

      Birincisi, Allah mutlak irade sahibidir biz ona yaptıkları için hesap soramayız. O yaratan olarak mülkün tek hakimidir. Mülkünde istediği gibi tasarruf yapabilir. Kendi kendine varolma kabiliyeti olmayan insan, varolduğu için şükretmek yerine, neden bu şartlarda var ettin beni demek hakkına sahip olamaz. İkincisi, Allah mutlak hüküm sahibi olduğu kadar, mutlak adil de olduğu için, daha henüz ruhlar yaratılmışken insanlardan bu konuda icazet alıyor, yani onların özgür iradeleriyle bunu seçmelerine izin veriyor. (Bkz. A'raf 172). Yani aslında, biz imtihanı bilerek ve isteyerek seçiyoruz. Üçüncüsü, korktuğumuz ve kaçtığımız imtihan hayatı çok kısa süren bir durum ve dünya gerçekten mutlak huzurlu ve mutlu yaşanılacak bir ortam değil. Yani, geçici güzellikler taşıyan ve çok sıkıntılar olan bir yer. Bu açıdan bakılınca, sonsuz ikametgah olamayacak bir yer olduğu görülüyor. Dördüncüsü, imtihanı kaybetmek, imtihanı kazanmaktan çok çok daha zor. Yani imtihanı kaybedip sonsuz cehenneme gitmek için çok ciddi manada zorlaması gerek bir insanın. Aklını, iradesini, ruhunu köreltmesi gerek. Mesela ne kadar günahkar da olsa insan tevbe diye bir kapı bırakmış Allah. Niyet edilip işlenmeyen sevapları hanemize yazarken, niyet edilip işlenmeyen günahları yazmıyor ve daha bir çok sey. Allah rahman ve rahim olduğunu sürekli vurguluyor Kur'an'da. Beşincisi, Allah'ın adil sıfatıyla kötülük yapanları cezalandırması haksızlık değildir. Bu dünyada, kötülük yapan o kadar çok insan var ki, onlar bu cezayı hakediyor. Küçük çocukları acımadan öldürecek kadar özgür iradesini kötülüğe kullanan birinin imtihan edilip yargılanması insan olarak hepimizin içine su serpen bir husus değil midir? Altıncısı, dünyadaki imtihan ve uymamız gereken kurallar çok mu zor? Aksine, imtihan da başarılı olmamız için yapmamız gereken şeyler, sadece ahiretimizi kazanmamız için değil, dünyada da mutlu ve huzurlu yaşamamız için, ahlaklı ve etrafına faydalı bir insan için sahip olmamız gereken özellikleri ihtiva ediyor. O halde, hem dünya hayatını güzelleştiren hem de sonsuz güzel bir ahiret hayatı bahşeden bu kurallara uymayı neden bu kadar şikayetle karşılayalım ki. Bunlara uymayıp, daha güzel, daha anlamlı ne yaşamak istiyoruz dünyada? Bir başka deyişle, imtihan olmamış olarak yaşıyor olsaydık dünyada, yine en güzel yaşam biçimi Allah'ın mevcut kurallarına uyarak olurdu. Çalmayarak, kandırmayarak, yoksulu gözeterek, akrabalara iyi davranarak, sözünde durarak, adil olarak vb. şekillerde. Son olarak, insanın imtihan edilmesi, insanın özgür iradesinden kaynaklanmaktadır. Eğer özgür iraden varsa, bu, iyilik de kötülük de yapabilmen imkanının sana tanımlanması anlamına gelir. Bunun doğal sonucu da, iyilik yapanın mükafatlandırılması, kötülük yapanın cezalandırılmasıdır.

      Bu konu, daha önce 3 Soru 3 Sır isimli yazıda belirttiğim s. soru olan 'Allah insanı neden imtihan ediyor' sorusu. Bu yazıyı beklerseniz buna daha detaylı, örnekli ve ayet referanslı cevaplar vermeyi düşünüyorum. Selamlar.

  • Asıl can alıcı sorulardan birini Nurettin bey sormuş ve ona verilen cevap ne yazık ki tatmin edici değil. Nurettin beyin sorusunu biraz daha geliştirip üstüne farklı sorular sorarak devam etmek istiyorum. Maksadım kafa karıştırmak değil, gerçekten mutmain olmak istiyorum. Allah'ın varlığından en ufak bir şüphem yok zaten asıl sorunda bu, var olması.

    Evet bende hiç var olmasaydık, cehennem tehdidi le muhatap olmasaydık diyenlerdenim. Şimdi bunu diyor olamazdınız demişsiniz, evet şimdi bunu diyebiliyor olmamak isterdim. Benim bunu diyeceğimi de biliyordu değil mi, e yaratmayı verseydi o zaman. Bir köşede oturup, yaratılmış olmaya isyan ederek ölmeyi beklemek gibi bir seçeneğimiz olsaydı, seçerdi bir çok insan bence. İyi de cehennemi nereye koyacaksınız?

    Melekler, güneş böyle sorular soramıyor demişsiniz, ne gerek var ki sormalarına? İmtihanda olanlar onlar değil ki, imtihanı kaybettikleri takdirde onları bekleyen sonsuz cehennem azabı yok ki.

    Madem öyle sende imtihanı kaybetme deseniz, nasıl olacak o iş, ettim işte, edeceğimi biliyordu, nasıl kıydı bana? Bir insanın her işi aksi ters gider mi? Sıkıntılar belalar üst üste gelir mi? Gelir de nereye kadar? Üstelik el alem her türlü haltı yer, her işi rast gider, biz bir tarafımızı yırtarız kulluk edelim diye. Bide benim hangi noktada zıvanadan çıkacağımı da biliyordu, yazık değil mi bana, yüklenmeseydi o kadar.

    İnsanların çoğu cehenneme gidecek, peki cehenneme gideceğini bile bile genede yaratmak zalimlik değilde nedir? Cehenneme gidecekler içinde çok büyük kötülükler yapanlar var. Soruyorum size, kimseye kötülük yapmayan, hatta imkanı dahilinde herkese iyilik yapan birisine, sırf sizi görmezlikten geliyor diye, bir şekilde kalbi size ısınıp sizi sevmedi diye, vay sen beni nasıl görmezlikten gelirsin diyerek, işkence eder miydiniz? Canlı canlı derisini yüzebilir miydiniz? Şahsen ben yapamazdım, şu durumda kim daha merhametli?

    Bozulmuş dinlere inananlar içinde veya ateistler içinde, tanıdığım çok Müslümandan daha insan, daha düzgün, hak yemeyen bir sürü kişi var, sırf yanlış dine inanıyorlar diye ya da inanmıyorlar diye, ebedi cehennem azabı zalimlik değil mi? Şahsen ben o insanları ebedi cehenneme atamazdım, merhamet ederdim. İşte siz bunu kaçırdınız diyerek, sonsuza kadar cenneti seyrettirmek daha makul bir ceza olurdu bence.

    Beni aydınlatabilirseniz size minnettar kalırım.

    • Merhaba Tamer Bey,
      Bahsettiğiniz bazı sorular daha sonraki yazılarımda ele almak istediğim konuları içerdiğinden bu yazıları beklemenizi önermek durumundayım. Ayrıca bu tek bir soru değil, birbirinden farklı bir çok soru sormuşsunuz ve cevapları da hayli uzun. Sorduğunuz soruları özetlemek gerekirse?

      1-Varolmayı ben istemedim. Allah neden beni bana sormadan yarattı?
      http://sorguluyorum.net/?p=1872
      2-Allah insanı neden imtihan ediyor?
      http://sorguluyorum.net/allah-insani-neden-imtihan-ediyor/
      3-Neden insan cehennem gibi bir azapla yüzyüze bırakılıyor?
      http://sorguluyorum.net/allah-insani-neden-gunah-islemeye-meyilli-yaratti/
      http://sorguluyorum.net/allah-insanlarin-cogunu-cehenneme-mi-gondermek-istiyor/
      http://sorguluyorum.net/sonsuz-cehennem-yerine-yok-olmak-daha-iyi-olmaz-mi/
      4-Allah’ın benim imtihanı istemeyeceğimi bilmesi gerekirdi o yüzden imtihan etmeden bana neden sormadı?
      http://sorguluyorum.net/allah-rizamizi-almadan-bizi-imtihan-ediyor/
      5-İmtihan zor değil mi? Allah bana neden bu kadar yükleniyor?
      http://sorguluyorum.net/allah-imtihani-daha-kolay-yapsa-olmazmiydi/
      6-İyi insanların Allah’a inanmadığı için cehenneme gitmesi adil mi?
      http://sorguluyorum.net/ilahi-adalet-dunyada-iyi-olan-ancak-allahin-varligini-kabul-etmeyen-insanlarin-sonsuza-kadar-cehenneme-gitmesi-adil-mi/

      1- Edit : Yukarıdaki soruların cevapları sonraki yazılarda verildiğinden yanlarına linklerini koydum. İsteyen yazılara giderek detayları görebilir.

      2-Ben insanların, soru sorarak, nedenini araştırarak kalplerini tatmin etmeye çalıştıklarını görmekten memnuniyet duyuyorum. Özellikle isyan etmeden, 'demek ki Allah diye birşey yok' tezine sarılıp işi kökten halletmeye çalışmadan, objektif bir biçimde doğruyu aramanın çok takdire değer olduğuna inanıyorum. Nitekim, daha önceki bir yazımda aklı kullanmaya işaret eden Kur'an ayetlerini vermiştim.

      Buna değinmişken, Bakara 260. ayette verilen kıssada, Hz. İbrahim de Allah'tan mutmain olmak için delil istiyor. Düşünün yani o peygamber olduğu halde, imanların en güçlüsüne sahip olduğu halde delil bekliyor. Demek ki bizim de aklımızı ve kalbimizi tatmin etmek için araştırmamız gayet doğal. Yeter ki, sadece soruyu sorup kalmayalım, araştıralım ve doğrusunu bulmaya çalışalım. Sizin de bu yorumu yazarak buna bir adım atmış olduğunuzu düşünüyorum.

      3-Yazınızda Allah'ın varlığına inandığınızı belirtmişsiniz. Bu çok önemli bir nokta. Zira, tüm varlığın merkezine Allah'ı koyarak düşünmek, tüm düşünce şemalarımızı yeniden şekillendiriyor. O zaman, 'madem ki tanrı var, bu tanrı neden gaddar olsun ki' sorusu karşımıza çıkıyor. İçimizdeki ses bize diyor ki, bunun bir hikmeti olmalı. Sorun şu ki, biz bu hikmete ulaşmak için ne kadar çaba harcıyoruz. Örneğin, Kur'an'ı gerçekten anlayarak, özümseyerek okumak bence aklımızdaki çoğu soru işaretinin silinmesine, zihnimizin berrak olmasına gerçekten vesile oluyor. Sizi tenzih ederim ancak genel gözlemim, aklında soru olan çoğu kişinin bu soruları dahi sormaya çekinmesi, soranların da araştırmadan, zihninde bu çelişkilerle yaşamya devam etmesi. Bu nedenle, imanımız genellikle bizi kulluk vazifelerimizi hissederek yapmamıza yetecek seviyeye ulaştırmıyor.

      Kur'an aslında bu soruların tamamına cevap veriyor. İlk bakışta bulması zor kabul ediyorum ve hatta meal okumak gerçekten zor bunu da kabul ediyorum. Ancak, ısrarla ve sabırla üzerinde gittiğimizde Kur'an'ın bize açıldığını ve gerçekten ruhumuzu aydınlattığını söyleyebilirim. Çünkü, gerçekten çoğu kez ‘Kur'an'ın bu soruya cevap vermesini hiç beklemezdim’ diye bir reaksiyon gösteriyor insan okudukça. Kur'an'ın okunmasının sıradan insanlar için, yani benim gibi, zor olduğunu bildiğimden buna dair bir yazı yazma isteğim var.

      Kur'an okuma ile ilgili yazı:
      http://sorguluyorum.net/kurani-nasil-okumaliyiz/

      4-Yine yazınızda insanların çoğunun cehenneme gideceğini düşündüğünüzü belirtmişsiniz. Bu kanıya nasıl vardığınızı bilmiyorum ama buna ilişkin net bir bilgimiz olduğunu söyleyemem. Kur'an'da bir çok defa, insanların çoğunun yanlışta ve gaflette olduğuna dair ayetler var evet ama çoğunluk cehenemme gidecek diye bir çıkarım yapmak için yeterli değil. Allah'ın insanları uyarmak için cezalandırma mekanizmasını işletiyor olması, onları affetmeyeceği anlamına gelmez.

      Edit: Bakınız ilgili yazı
      http://sorguluyorum.net/allah-insanlarin-cogunu-cehenneme-mi-gondermek-istiyor/

      5-Yine yazınızda, 'iyi olan' ama ateist olan insanların ceheneme gitmesinin adalete ve merhamete aykırı olduğunu düşündüğünüzü ifade etmişsiniz. Üstteki ayetteki (Nisa 116) 'Allah'a şirk koşanların' affedilmeyecek olmasına vurgu yaparak bunu söylediğinizi düşünüyorum.

      Bu soru, benim Adalet ile ilgili yazdığım yazının 7. sorusuna denk geliyor. (bkz. http://sorguluyorum.net/?p=1760) Şu ana kadar o yazıdaki toplam 10 sorunun 5'i ile ilgili cevap yazma imkanım oldu. Geri kalan kısmını da umarım yakında yazma fırsatı bulurum. Derin bir konu olduğundan yorum kısmında cevap vermek zor. Sadece şu konuyu düşünmenizi öneririm şimdilik. Allah'ın varlığını kabul etmeden 'iyi' veya 'kötü' davranış diye tanım yapmamız mümkün olamaz. Yani, ateist olup bize göre iyi davranışlar sergileyebilir birisi ama islam dini, mistik inanışlarda olduğu gibi sadece 'erdemli bir hayat yaşama' olgusu üzerine kurulu değil.

      Bir şeyin objektif olarak iyi diye tanımlanabilmesi insan üstü bir otoritenin varlığını gerektirir. Bu nedenle, bu varlığı reddeden bir insanın "beni Allah cezalandırmamalıydı, ben iyi bir insandım demesi" manasız hale gelir. Çünkü onun iyi diye tanımladığı şeyleri biz insan olarak, vicdanımızdan gelen bir duyguyla 'iyi' diye tanımlıyoruz ve vicdanı da bize veren en başta Allah. Yine de şunu sorabilirsiniz, 'ama o Allah daha merhametli olması gerekmez mi' Şu kadarını söylemem gerek ki, Allah'ın yarattığı varlıklar olduğumuza inanıyorsak, Allah'tan daha merhametli olamayacağımızı da kabul etmeliyiz. O yüzden buradaki hikmeti bulmak gerekiyor. işte bunun cevabını bahsettiğim yazı içinde vermeye çalışacağım. Ahlak felsefesi derin bir konu olduğundan bunu da ayrıca ele almak gerek. Kısa cevaplarla izah etmek oldukça zor.

      Edit: Bkz ilgili yazı http://sorguluyorum.net/ilahi-adalet-dunyada-iyi-olan-ancak-allahin-varligini-kabul-etmeyen-insanlarin-sonsuza-kadar-cehenneme-gitmesi-adil-mi/

      6-Genelde insan, aradığı sorulara cevap bulamadığında, inancını da tamamen kaybetmemek istememenin verdiği bir karışıklık hissi içinde olabiliyor ve birinin yakasına yapışıp 'neden neden' diye sormak geliyor içinden. Bu hissi anlayabilirim. Benim bu sitede yapmaya çalıştığım şey herkesin aklında olan ama bir türlü tam olarak cevaplanamayan sorulara cevap bulmaya çalışmak. Ben mesleği bu alanda olan biri değilim, tüm doğruları bildiğimi de iddia etmiyorum. Sadece araştırarak doğruları bulmaya çalışıyorum. Haklı olarak aklınıza gelen diğer sorulara, sonraki yazılarda cevap verebilmek ümidiyle. Umarım birlikte en doğruyu buluruz ve kalbimizi tatmin ederiz.

      Gökhan

    • Çok samimi bir dille sorulan güzel bir soru.Çabalamak lazım daha çok bazı şeyleri idrak edebilmek,mutmain olabilmek için.

İlgili Yazılar